İçeriğe geç

İşte bu hâle gelen ve bu türlü düşünen kimselerdir ki doğru söyleyen insanların sözlerini de yerinde yalan sayacak ve söylenen her sözün arkasında bir art niyet olduğunu düşüneceklerdir ki bu, tam içtimaî bir maraz ve ruhî bir hastalıktır. Evet bunlar, يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ “Çıkan her sesten pirelenir, her yeni haberi kendi aleyhlerinde sanırlar.” (Münâfikûn sûresi, 63/4) Böyleleri kendi aralarında baş başa verdiklerinde hep fitne ve fesat planladıklarından; yan yana gelen, baş başa veren iki kişinin konuşmasında hep aynı şeyleri düşünürler. Sürekli yalanla oturup-kalktıkları için doğru olan hiçbir söze de inanmazlar. Böylelerinin karşısına Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) de çıksa, O’nu da tekzip edeceklerdir. Zira onlar, tabiatlarıyla yalan kesildiklerinden, kendilerine kıyas ederek herkesi yalancı görmektedirler.

İşte bu maraz-ı ruhî iledir ki –hâşâ– Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) de öyle sandılar... Evet, kendileri yalan söylediklerinden, fem-i güher-i Nebevî’den zuhur edenleri de yalan saydılar. Kendilerinin istikbale matuf verdikleri haberlerin mahz-ı yalan olduğu zaviyesinden bakarak Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahirete ait verdiği haberleri de aynı şekilde gördüler. Reybîlik, şüphecilik ve tereddüt içinde tamamen erimiş, kaynamış ve bir yalan bulamacı hâline gelmiş bu kimselerdir ki Efendimiz’i de tereddüt etmeden tekzip etmişlerdi.

وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ “Yalancılıkları ve samimiyetsizlikleri sebebiyle bunlara gayet acı bir ceza vardır.”

251