2. İnkârî küfür: Bu, Hakk’ı bilmemekle beraber, bilmek de istemeyen, zevk ve sefahat içinde bohemce ve laubali bir hayat yaşayanların küfrüdür ki, bu tür insanlara da hak ve hakikati anlatmak oldukça zordur. Bunlardan bazıları inanan kitlenin ağırlığına, çapına ve meydana getirdiği ilelmerkez çekime göre zaman zaman mü’minlerin safına geçseler de ekseriyetle kendi cephelerinde hep kendi azgınlıklarını yaşamışlardır. Cenab-ı Hak, böyle kimseler için فَذَرْهُمْ فِي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى حِينٍ “Sen onları, bir süreye kadar daldıkları gaflet içinde kendi hâllerine bırak!” (Mü’minûn sûresi, 23/54) buyurmaktadır ki, إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَأَسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ “Allah katında yerde gezinen canlıların en kötüsü, o düşünmeyen sağır ve dilsizlerdir. Şayet Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi, onlara da (hakkı, hakikati) işittirirdi. Ne var ki onlara Hak sözü işittirilseydi dahi onlar yine yüz çevirir ve döner giderlerdi.” (Enfâl sûresi, 8/22-23) âyet-i kerimeleri de bunların içler acısı durumlarını resmetmektedir.
3. Cehlî küfür: Bu çeşit küfür ise Hakk’ı bilmeyen –dar bir çerçevede biliyor da olabilirler– ve şeytanın, heva ve heveslerine musallat olup zina, hırsızlık, fuhşiyat, kumar gibi ahlâksızlığın her çeşidini irtikâp ettirdiği muhakemesizlerin küfrüdür. Böylesi sarhoş ve kendinde olmayan kimselere bir nur göstererek onları içinde bulundukları bataklıktan kurtarmak mümkündür.
Tekrar başa dönecek olursak, “Madem iman etmeyecekler, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) niçin onları ümmet-i davet olarak muhatap alıyor ve dine davet ediyordu?” sorusuna ilk olarak verilen “Bu, O’nun yaptığı davete icabet etmeyenlerin bahanelerini ellerinden almak içindi.” cevabı daha evvel geçmişti.