İşte böyle bir mukabeleye binaen, إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ “Şüphesiz onlar ki, küfürde ısrar ettiler, kasdî ve inadî küfre girip inkâra saptılar. Senin onları uyarman da uyarmaman da onlar için birdir, inanmazlar.” (Bakara sûresi, 2/6) ve خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْ وَعَلٰۤى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ “Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır.” (Bakara sûresi, 2/7) âyetlerinde dört sınıfın ele alındığı ve üçüncü sınıf olan münafıkların da bu sınıflar içinde anlatıldığı sezilmektedir.
Ayrıca إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ âyetinin başı ile sonu arasında da farklı bir tetâbuk vardır. Zira âyetin başındaki كَفَرُوا “küfrederler” ile لَا يُؤْمِنُونَ “iman etmezler” aynı mânâya gelmektedir.
Müfredat Mânâsı (6-7. âyetler)
Malum olduğu üzere إِنَّ Arapçada, ismini nasb, haberini ref eden ve fiile benzeyen harflerden biri olup, kullanıldığı yere göre “elbette, muhakkak, şüphesiz...” gibi tahkik ve te’kid mânâlarını ifade etmektedir.