İçeriğe geç

Ayrıca buradan şu mânâyı da çıkarmak mümkündür: Kalbe mühür basıldığında açık yer kalmamakta ve kalb, “feyz-i akdes”ten gelen nur ve sırlarla beslenemediği ve hava alamadığı için ondaki iman ateşi de sönmektedir. Ama dikkat edilecek olursa kalb ve kulaklarının mühürlenmesi, Allah tarafından onların kesblerine bir ceza olmasına karşılık, gözlerindeki perde, şart-ı âdi plânında onların bakıp görmezliğine karşılık bir mekr-i ilâhidir. Bu itibarla insan, her zaman gözünü açmalı, âfâkî ve enfüsî delilleri değerlendirerek sürekli kalbine mârifet nurları göndermelidir. Zira bakmak ve kalbe mârifet göndermek onun kesbine bırakılmıştır. Rahmet-i ilâhiyeden ümit edilir ki, kalbe gelen bu mârifet nurları insan gönlünde iman meşalesini tutuşturur. Demek ki, insan ne kadar delillerle içli dışlı olursa olsun imanın kalbde hâsıl olması, tamamen bir lütf-u Rabbânî ve ihsan-ı ilâhidir. Zaten hikmet ve rahmet-i ilâhiye umumiyetle böyle bir araştırmayı mukabelesiz bırakmamakta ve sarf edilen cehd ü gayretleri de boşa çıkarmamaktadır.

187