İçeriğe geç

Aslında insanın gözle görülen maddî yapısı, gözle görülemeyen hakiki yapısının anahtarı mesabesindedir. Ruh ve beden arasındaki bu ince ve dakik münasebet, insanın iç ve dış yapısında da aynen söz konusudur. Şayet onun mânevî yapısını teşkil eden kalb, sem’ ve basar hayatı mühürlenip perdeleniyorsa, buna sebep olan da yine onun bizzat kendisidir. Gençliğin suistimal edilmesi, belli bir dönemde günahlara alışmak ve ferâizi terk etmeyi alışkanlık hâline getirmek.. gibi mânevî hastalıklar da tıpkı hava kirliliği gibi kalbin yaralanıp kararmasına, kararıp ölmesine sebep olmaktadır. “İnsan bir hata yaptığı zaman kalbinde siyah bir iz meydana gelir. Eğer o kimse, hatasından döner ve Hakk’a yönelerek af talep eder, tevbede bulunursa kalbi yeniden cilalanarak leke silinir. Bilakis aynı günahı işlemeye devam ederse, kalbdeki leke genişler, hatta bir zaman gelir ki, kalbi bütün bütün kaplar. İşte bu, Cenab-ı Hakk’ın, كَلَّا بَلْ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ‘Hayır! Gerçek öyle değil! Asıl onlardır ki yapmaya alıştıkları o kötü işler, gitgide kalblerini paslandırdı da, onun için ahireti inkâr etmeye durdular.’ (Mutaffifîn sûresi, 83/14) âyetinde zikrettiği pastır.”[8] hadis-i şerifi de bu hakikati ifade etmektedir.

197