İçeriğe geç

basit işlerinin ne kadar kıymetsiz olduğunu anlarsın...

Hâfız-ı Şirâzî yine demiş ki:

اٰ سَايِشْ دُوگِيتِي تَفْسِيرْ إِينْ دُو حَرْفَسْتْ

بَا دُوسْتَانْ مُ رُوَّتْ بَا دُشْمَنَانْ مُدَارَا

Yani: “İki cihanda rahatı ve selameti iki söz tefsir eder, kazandırır: Dostlarınla insanca, iyilikle geçinmek ve düşmanlarına barış ve uzlaşma taraftarı olarak muamele etmek.”

Eğer dersen ki: “Tercih elimde değil, yaradılışımda düşmanlık

hissi var. Hem damarıma dokunmuşlar, vazgeçemiyorum.”

Cevap: Kötü ahlâk ve fena huyların eseri görülmez, gıybet gibi şeylerle ve onun gerekleriyle amel etmez ve kusurunu da anlarsan, o zaman zarar vermez. Madem tercih senin elinde değil, vazgeçemiyorsun. Manevî bir pişmanlık, gizli bir tövbe ve örtük bir istiğfar hükmündeki, kusurunu bilmen ve o huyunda haksız olduğunu anlaman, seni onun şerrinden kurtarır. Zaten bu mektubun şu bahsini yazdık ki, o manevî istiğfara vesile olsun… Haksız, haksızlığı hak bilmesin; haklı düşmanını haksız diye herkese göstermesin.

Dikkat çekici bir hadise: Bir zaman gördüm ki, bu düşmanca tarafgirliğin neticesi olarak, dindar bir ilim ehli, siyasi fikirlerine muhalif salih bir âlimi küfürle itham etmek derecesinde aşağıladı. Ve kendisiyle aynı fikirde olan bir münafığa hürmet gösterip onu methetti. İşte siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm, أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ dedim, o zamandan beri siyaset hayatından çekildim.

Beşinci Yön

346