Bu kadar “bir” birliği ve tevhidi, beraberliği ve ittifakı, muhabbeti ve kardeşliği gerektirdiği halde, kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak manevî zincirler hükmündeyken; ayrılığa ve nifaka, kin ve düşmanlığa yol açan örümcek ağı gibi önemsiz ve dayanıksız şeylere öncelik verip mümine karşı hakiki düşmanlık beslemenin ve kin bağlamanın, o birlik bağına ne kadar hürmetsizlik, o muhabbet vesilelerini hafife almak ve o kardeşlik münasebetlerine karşı ne derece bir zulüm ve doğru yoldan sapma olduğunu, kalbin ölmemiş ve aklın sönmemişse anlarsın.
Üçüncü Yön
Kusursuz, tam adaleti ifade eden وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرٰى sırrına göre, bir müminde bulunan bir cani sıfatı yüzünden onun masum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan düşmanlığın ve kin bağlamanın, bir mümine fena bir sıfatı yüzünden darılıp küserek onun akrabasına da düşmanlık beslemenin çok büyük bir zulüm olduğunu hakikat, şeriat ve İslam’ın hikmeti, bilhassa إِنَّ الْإِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ ayetinde mübalâğa kipiyle sana ihtar ettiği halde, nasıl kendini haklı bulur, “Benim buna hakkım var.” dersin?
Hakikat nazarında düşmanlık sebebi ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi yoğundur; başkasına geçmemesi, aksetmemesi gerekir. Başkası ondan ders alıp şer işlerse, bu ayrı meseledir. Muhabbetin sebebi olan iyilikler ise muhabbet gibi nurdur; başkasına geçmesi, aksetmesi, onun hususiyeti ve gereğidir. Bu sebeple, “Dostun dostu dosttur.” sözü darbımesel olmuştur. Yine bunun içindir ki, “Bir gözün hatırı için çok gözler sevilir.” sözü herkesin dilinde gezer.
İşte ey insafsız adam! Hakikat meseleyi böyle gördüğü halde, sevmediğin bir adamın sevimli, masum kardeşine ve akrabalarına düşmanlık beslemenin ne kadar hakikate zıt olduğunu, hakikati görüyorsan anlarsın.
Dipnotlar
- “Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.” (En’âm sûresi, 6/164; İsrâ sûresi, 17/15; Fâtır sûresi, 35/18; Zümer sûresi, 39/7; Necm sûresi, 53/38)
- “Gerçekten insan çok zalim ve çok nankördür.” (İbrahim sûresi, 14/34)
- Ali İbni Ebî Talib, Nehcü’l-Belâğa s. 748-749.