Üçüncüsü
O zât (aleyhissalâtü vesselam) öyle bir şeriat, İslamiyet, kulluk, dua, davet ve iman ile meydana çıkmış ki, onların benzeri ne vardır ne de olur. Ve onlardan daha mükemmeli, ne bulunmuştur ne de bulunur. Çünkü “ümmî bir zât” (aleyhissalâtü vesselam) ile ortaya çıkan o dinin, on dört asrı ve insanlığın beşte birini, adaletli, hakkaniyet üzere ve en ince noktalara kadar sayısız kanunuyla idare etmesinin eşi benzeri yoktur.
Hem ümmî bir zâtın (aleyhissalâtü vesselam) fiillerinden, sözlerinden ve hallerinden çıkan İslamiyet, her asırda üç yüz milyon insanın rehberi ve müracaat makamı.. akıllarının muallimi ve mürşidi.. kalblerini aydınlatan ve saflaştıran.. nefislerini terbiye eden ve temizleyen.. ruhlarının inkişaf vesilesi ve terakki madenidir. Bu yönüyle, benzeri olamaz ve olamamış…
Hem o zâtın, dinindeki ibadetlerin her çeşidinde en ileri olması.. herkesten daha çok takvaya sahip bulunması.. Allah’tan korkması.. fevkalâde, daimî mücahedeler ve sıkıntılar, karışıklıklar içinde, kusursuz bir şekilde, kulluğun en ince sırlarına kadar uyması.. ve bunları, hiç kimseyi taklit etmeden, tam mânâsıyla ilk kez, fakat en mükemmel şekilde, hem ilk ve son mertebeyi birleştirerek yapmasının, elbette eşi benzeri görülmez ve görülmemiştir.
Hem binlerce duasından ve münâcâtından biri olan Cevşenü’l- Kebîr ile, Rabbini öyle tanıyarak, öyle bir derecede tarif ediyor ki, o zamandan beri gelen marifet ehli ve evliyanın fikirleri bir araya gelse ne o marifet mertebesine ne de o tarif derecesine yetişebilir. Bu da gösteriyor ki, onun duada dahi eşi benzeri yoktur. Münâcât risalesinin başında, Cevşenü’l-Kebîr’in doksan dokuz bâbından birinin kısacık bir mealinin beyan edildiği yere bakan, “Cevşen’in de eşi yoktur!” diyecektir.
Hem peygamberliğini tebliğde ve insanları hakka davette o derece metanet, sebat ve cesaret göstermiş ki, büyük devletler, büyük dinler, hatta kavmi, kabilesi ve amcası ona şiddetli düşmanlık ettikleri halde; zerre kadar tereddüt emaresi, bir telâş, bir korkaklık göstermemesi ve tek başına bütün dünyaya meydan okuması, onlarla başa çıkması ve İslamiyet’i dünyanın başına geçirmesi ispat eder ki, onun tebliğ ve davette de eşi benzeri olmamıştır ve olamaz.