Mekke’nin fethedildiği gün, Fedâle adlı biri, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) yanına, ona vurmak niyetiyle geldi. Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselam) kendisine bakıp tebessüm etti. “Nefsinle ne konuştun?” dedi ve Fedâle için bağışlanma talep etti. Fedâle imana geldi ve dedi ki: “O vakit dünyada bana ondan daha sevgili bir insan olmazdı.”
Yedinci Hadise: (Sahih nakille) Yahudiler suikast niyetiyle Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) oturduğu yere, yukarıdan büyük bir taş attıkları sırada, Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselam) Cenâb-ı Hakk’ın korumasıyla kalkmış, o suikast de neticesiz kalmış.
Bu yedi misal gibi çok hadise var. Başta İmam Buhârî, İmam Müslim ve hadis âlimleri, Hazreti Âişe’den naklediyorlar: وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ ayeti indirildikten sonra Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) ara sıra kendisini muhafaza eden zâtlara buyurdu ki: يَا أَيُّهَا النَّاسُ، اِنْصَرِفُوا فَقَدْ عَصَمَنِي رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ Yani, “Nöbetçiliğe lüzum yok. Beni Rabbim koruyor.”
İşte bu risale de baştan buraya kadar gösteriyor ki, şu kâinattaki varlık türlerinin her biri, her âlem, Resûl-u Ekrem’i (aleyhissalâtü vesselam) tanır, onunla alâkadardır. Kâinattaki her bir varlık türünde onun mucizeleri görünüyor. Demek, o Zât-ı Ahmediye (aleyhissalâtü vesselam), Cenâb-ı Hakk’ın –“kâinatın Hâlık’ı” oluşu itibarıyla ve “bütün mahlûkların Rabbi” unvanıyla– memuru ve elçisidir. Evet, nasıl ki bir padişahın müfettişi olan büyük bir memurunu her bir daire bilir ve tanır; o hangi daireye girse onunla münasebetli olur. Çünkü o memurun, hepsinin padişahı adına bir vazifesi vardır. Mesela eğer yalnız adliye müfettişi olsa, o vakit adliye dairesiyle münasebetli olur, başka daireler onu pek tanımaz. Veya askeriye müfettişi olsa mülkiye dairesi onu bilmez. Aynen öyle de, anlaşılıyor ki, Cenâb-ı Hakk’ın saltanatının bütün dairelerinde, meleklerden tut, ta sineğe ve örümceğe kadar her bir topluluk onu tanır, bilir
Dipnotlar
- İbni Hişâm, es-Sîratü’n-Nebeviyye 5/80; İbni Hacer, el-İsâbe 5/372; İbni Kesîr, el- Bidâye 4/308.
- el-Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 3/180-181; Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve s. 489-490; es-Suyûtî, el-Hasâisu’l-Kübrâ 1/348.
- “Allah seni, zarar vermek isteyenlerin şerlerinden koruyacaktır.” (Mâide sûresi, 5/67).
- Tirmizî, tefsîru sûre (5) 4; en-Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ 9/8; Saîd İbni Mansûr, es- Sünen 4/1503-1504.