İçeriğe geç

تَبَّتْ يَدٓا أَبِي لَهَبٍ indirildikten sonra Ebû Leheb’in karısı Ümmü Cemil denilen حَمَّالَةَ الْحَطَبِ( cehennem oduncusu), bir taş alıp Mescid-i Harâm’a gelmiş. Ebûbekir ile Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) orada oturuyormuş. Ümmü Cemil’in gözü Ebûbekri’s-Sıddık’ı görmüş, sormuş: “Ya Ebâ Bekir! Arkadaşın nerede? İşittim ki beni hicvetmiş. Onu görürsem, bu taşı ağzına vuracağım.” Yanındayken Hazreti Peygamber’i (aleyhissalâtü vesselam) görmemiş. Elbette böyle bir cehennem oduncusu, Cenâb-ı Hakk’ın korumasında olan bir Sultan-ı Levlâk’ı, huzuruna girip göremez. Ona mı düşmüş!

Beşinci Hadise: Sahih nakille bildiriliyor ki, Âmir İbni Tufeyl ve Erbed İbni Kays anlaşarak, birlikte Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) yanına gitmişler. Âmir demiş ki: “Ben onu meşgul edeceğim, sen de vuracaksın.” Sonra bakmış ki, arkadaşı bir şey yapmıyor. Gittikten sonra Erbed’e, “Neden vurmadın?” demiş. O da cevap vermiş: “Nasıl vursaydım? Ne kadar niyet ettiysem, baktım ki ikimizin ortasına sen geçiyorsun. Sana nasıl vuracaktım?”

Altıncı Hadise: Sahih nakille haber veriliyor ki, Uhud Savaşı’nda veya Huneyn’de, Şeybe İbni Osman el-Hacebî –ki Hazreti Hamza onun hem amcasını hem babasını öldürmüştü– intikamını almak için gizlice geldi. Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) arkasına kadar ulaşıp kılıcını kaldırdı. Birden kılıç elinden düştü. Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) ona baktı, elini göğsüne koydu. Şeybe diyor ki: “O dakikada benim için dünyada ondan daha sevgili bir insan olamazdı.” İmana geldi. Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) buyurdu ki: “Haydi git, savaş.” Şeybe şöyle diyor: “Dönüp Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) önünde savaştım. Eğer o vakit babam da rast gelseydi vururdum.”

213