İçeriğe geç

başlamış,أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللّٰهِ demiş. Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) “Bârekâllah” buyurmuş. Çocuk ondan sonra büyüyünceye kadar bir daha konuşmamış. O çocuk, Resûl-u Ekrem’in bu mucizesine ve “Bârekâllah” duasına mazhar olduğundan, “Mübarekü’l-Yemâme” ismiyle şöhret bulmuş.

• Altıncısı: Namaz kılarken hırçın bir çocuk namazını bozup geçtiğinden, Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam)اَللّٰهُمَّ اقْطَعْ أَثَرَهُ demiş. Ondan sonra çocuk bir daha yürüyememiş, öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş.

• Yedincisi: Çocuk tabiatında, hayâsız bir kadın, Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) yemek yerken bir lokma istemiş, Allah Resûlü vermiş. Kadın demiş ki: “Yok, senin ağzındakini istiyorum.” Resûl-u Ekrem onu da vermiş. O gayet hayâsız kadın, o lokmayı yedikten sonra en hayâlı kadınlardan olmuş ve Medineli kadınların üstünde bir hayâya erişmiş.

İşte bu sekiz misal gibi, seksen değil, belki sekiz yüz hadise var. Çoğu, siyer ve hadis kitaplarında anlatılmıştır.

Evet, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) mübarek eli Lokman Hekim’in bir eczanesi gibi.. tükürüğü Hazreti Hızır’ın âb-ı hayat çeşmesi gibi.. ve nefesi Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) nefesi gibi medet verip şifa ulaştırıyorsa ve insan çok musibete ve belâya düşüyorsa, elbette Resûl-u Ekrem’e (aleyhissalâtü vesselam) sayısız müracaat olmuştur. Hastalar, çocuklar, mecnunlar pek çok defa gelmiş, hepsi şifa bulup gitmiştir.

Hatta kırk defa hacca giden, kırk sene sabah namazını yatsı abdestiyle kılan, tâbiînin büyük imamlarından olan ve çok sahabiyle görüşen, Tâvûs adıyla da bilinen Ebû Abdurrahmân el-Yemânî kesin bir şekilde bildirir ve hüküm verir ki: Resûl-u Ekrem’e (aleyhissalâtü vesselam) ne kadar mecnun gelmişse ve Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselam)

189