Hem Ebû Zer’e,رَحِمَ اللّٰهُ أَبَا ذَرٍّ يَمْشِي وَحْدَهُ وَيَمُوتُ وَحْدَهُ وَيُبْعَثُ وَحْدَهُ diye ferman etmiş. Medine’den sürgün edilip hayatını yalnız geçireceğini, bir çölde tek başına vefat edeceğini haber vermiş. Yirmi sene sonra haber verdiği gibi çıkmış.
Bir gün Enes İbni Mâlik’in halası Ümmü Haram’ın evinde uykudan kalkmış, tebessüm edip buyurmuş ki:
رَأَيْتُ أُمَّتِي يَغْزُونَ فِي الْبَحْرِ كَالْمُلُوكِ عَلَى الْأَسِرَّةِ
Ümmü Haram yalvarmış: “Dua ediniz, ben de onlarla beraber olayım.” Resûl-u Ekrem, “Beraber olacaksın.” diye ferman etmiş. Kırk sene sonra Ümmü Haram, kocası Ubâde İbni Sâmit’le beraber Kıbrıs’ın fethine gitmiş, Kıbrıs’ta vefat etmiş, mezarı ziyaret yeri olmuş. Hazreti Peygamber’in verdiği haber aynen gerçekleşmiş.
Hem kesin ve sahih nakille, ferman etmiş ki:
يَخْرُجُ مِنْ ثَقِيفٍ كَذَّابٌ وَمُبِيرٌ Yani, “Sakif kabilesinden biri peygamberlik dava edecek, bir de kan döken zalim ortaya çıkacak.” Böyle diyerek peygamberlik dava eden meşhur Muhtar’ı ve yüz bin insan öldüren Haccac-ı Zâlim’i haber vermiş.
Yine kesin ve sahih rivayetle,
لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذٰلِكَ الْجَيْشُ deyip İstanbul’un Müslümanlar eliyle fethedileceğini ve Hazreti Fatih Sultan Mehmed’in yüksek bir mertebeye sahip olduğunu bildirmiş. Haber verdiği gibi gerçekleşmiş.
Hem kesin ve sahih nakille, buyurmuş ki:
Dipnotlar
- Bkz. İbni Hibbân, el-Müstedrek 3/52; İbni Hişâm, es-Sîratü’n-Nebeviyye 5/204; İbni Hibbân, es-Sikât 2/94.
- Bkz. İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 4/234-235; et-Taberî, Târihu’l-Ümem ve’l- Mülûk 2/184; Asâkir, Tarîru Dimaşk 66/216.
- “Rüyamda ümmetimi, deniz üstünde tahtlarına kurulmuş hükümdarlar gibi (gemilere kurulmuş) cihat ederken gördüm.”
- Dârimî, cihâd 28. Ayrıca bkz. Buhârî, ta’bîr 12; Müslim, imâre 160.
- Bkz. el-Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr 3/191, 7/157, 8/416; el-Humeydî, el-Müsned 1/156. Yakın ifadeler için bkz. Müslim, fezâilü’s-sahâbe 229; Tirmizî, fiten 44, menâkıb 73.
- “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fethedecek kumandan ne güzel kumandan ve o ordu ne güzel ordudur.” (Bkz. Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 4/335; et- Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 2/38; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/468).