İçeriğe geç

üç fırkanın fikirlerinin esaslarını taşıyan o kavimler içinde fitneye yol açan hadiselerin meydana geldiği zamanda, Hazreti Ali gibi harikulâde bir cesaret ve feraset sahibi, Hâşimî ve Âl-i Beyt’ten, kuvvetli, hürmet gören bir zât lâzımdı ki dayanabilsin... Evet, dayandı… Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam), “Ben Kur’an’ın ayet ayet indirilip tebliğ edilmesi uğrunda savaştım. Sen de mânâsının doğru yorumlanması için savaşacaksın.” buyurarak haber verdiği gibi…

Hem Hazreti Ali olmasaydı, dünya saltanatının Emevî hükümdarlarını tamamen yoldan çıkarması muhtemeldi. Halbuki karşılarında Hazreti Ali’yi ve Âl-i Beyt’i gördüklerinden, onlara karşı dengeli, ölçülü olmak ve Müslümanların gözünde mevkilerini muhafaza etmek için Emevî devlet reislerinin hepsi, ister istemez, kendileri olmasa da herhalde teşvik ve uygun görmeleriyle onlara tâbi olanlar ve taraftarları, bütün kuvvetleriyle İslam ve iman hakikatlerini, Kur’an’ın hükümlerini korumaya ve yaymaya çalıştılar. Hakikati araştırıp delilleriyle bilen yüz binlerce müçtehit, kâmil hadis âlimi, evliya ve asfiya yetiştirdiler. Eğer karşılarında Âl-i Beyt’in çok kuvvetli velâyeti, dini hayata tatbiki ve fazileti olmasaydı, Abbasîlerin ve kendi devletlerinin son devirlerindeki gibi, tamamen çığırlarından çıkmaları muhtemeldi.

Eğer denilse ki: “Neden halifelik, Resûl-u Ekrem’in Âl-i Beyt’inde devamlı kalmadı? Halbuki buna en lâyık olan, halifeliği en çok hak eden onlardı.”

Cevap: Dünya saltanatı aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise İslam hakikatlerini ve Kur’an’ın hükümlerini muhafaza etmekle vazifeliydi. Halifelik ve saltanat makamına geçen, ya peygamber gibi masum olmalı ya da Raşit Halifeler, Ömer İbni Abdülaziz-i Emevî ve Mehdî-yi Abbâsî gibi kalben dünyayla alâkasını kesmeli, harikulâde bir zühde sahip bulunmalı ki, aldanmasın. Halbuki Mısır’da Âl-i Beyt namına kurulan Fâtımî devletinin hilafeti, Afrika’da Muvahhidîn hükümeti ve İran’da Safevîler göstermiştir ki, dünya saltanatı Âl-i Beyt’e yaramaz. Asıl vazifeleri olan dini korumayı ve İslamiyet’e hizmeti onlara unutturur. Halbuki saltanatı terk ettikleri zaman, İslamiyet’e ve Kur’an’a parlak ve

133