Ömer; işte şanlı halife, öyle bir devletin başında bulunmaktadır ki, topraklarının bir ucu Yemen’e ulaşmış, diğer ucu da ta Öküz Nehrindedir. Ve bir gün böyle bir devletin başındaki Hz. Ömer’in Übey İbn Kâ’b’la arasında bir anlaşmazlık olur. Übey: “Ey Allah’ın Peygamberinin halifesi, haksızlık yapıyorsun!” der. O da hâkime gidip murafaa olmayı teklif eder. Bu murafaada Zeyd İbn Sabit hâkimdir. Onun evine giderler. Muhakeme orada görülecektir. Medine’nin Kadısı, Halifenin içeriye girdiğini görünce, edep ifadesi olarak yanındaki minderi işaret eder ve: “Yâ Emirel-mü’minin, şuraya oturun!” der. Kaşlarını çatan ve hiddetlenen koca Ömer, tarihin kulağına küpe olacak şu sözleri söyler:هٰذَا أَوَّلُ جَوْرٍ جُرْتَ فِي حُكْمِكَ “Daha şimdiden sen hükmünde ilk haksızlığı yaptın!”10
* * *
Netice-i kelâm, bütün ahlâk, kural ve disiplinlerini burada sıralamamız mümkün değildir. Zira yüzlerce ahlâk kuralı ve disiplini vardır. Ancak biz, bunlardan sadece birkaçına işaret edebildik. Eğer bütün ahlâk kuralları bir bir sıralanabilseydi, Allah Resûlü’nün insanüstü icraatı adına daha güçlü ipuçları elde etmek mümkün olurdu. Zira, o günün insanı, bilinen ne kadar ahlâk kuralı ve disiplini varsa, bütünüyle onların zıddıyla muttasıf idiler. İşte İki Cihan Serveri, hem onlardaki bu menfî huyları söküp attı, hem de müspetiyle onları techiz edip donattı.