Yapacakları şey şu idi: Yemek sofraya konunca, hanım yanlışlıkla mumu söndürecek ve ev sahibi kaşığını boş getirip götürecek.. zira çorba iki kişiyi doyuracak kadar değildi.. böylece misafir de karnını doyuracaktı. Planladıkları gibi de yaptılar. Derken sabah oldu ve sabah namazında da Allah Resûlü’nün arkasında yerlerini aldılar. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabah namazını kıldırdı. Yüzünü onlara döndü, sonra da Ebû Talha’yı ve misafirini arayarak onlara sordu: “Bu gece ne yaptınız ki, hakkınızda şu âyet nazil oldu: وَيُؤْثِرُونَ عَلَۤى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ“Kendileri sıkıntı içinde bulunsalar dahi başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.”6
Cahiliye insanının kitaplarında “îsâr” yani başkasını nefsine tercih etme, açı doyurma, çıplakları giydirme, yaşatma ve yaşamama, zevk ettirme ama zevk etmeme gibi hususlar yoktu. Yoktu ama Allah Resûlü irşad buyurdu, sesini duyurdu, ilhamlarını mermere kazır gibi onlara nakşetti ve onları bu duygularla bütünleştirdi. Siz, bu diğergâmlık ruhuna ister sabır deyin, ister tahammül deyin, ister teslimiyet deyin; ne derseniz deyin netice değişmeyecektir.
“İman teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül dünya ve ahiret saadetini gerektirir.”7 ölümsüz sözünü bir kere daha tekrar edelim. Evet, inanmış iseniz Allah’a teslim olacaksınız. Allah’a teslim olduğunuzda O’na tevekkül edecek ve O’na güvenip dayanacaksınız… İşte o zaman, dünya ve ukbâ saadetine ereceksiniz.
2. Hansâ’nın Kahramanlığı