İçeriğe geç

O topluluk, kendi menfaat ve kendi çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen bir topluluktu. Başkasına yardımcı olma, onun elinden tutma, onların rüyalarına dahi misafir olmamıştı. Hele başkasını kendi nefsine tercih etme -ki buna “Îsâr” diyoruz-, onların arasında hiç bilinmeyen ve hiç duyulmamış bir meseleydi. Ancak, Allah Resûlü’nün risaleti, onlar arasında çok şeyi değiştirdiği gibi, cimriliği de alıp götürmüş, sehavet ve îsâr duygusunu onların ruhlarına âdeta tespit etmişti.

Devs’in aslanı Hz. Ebû Hüreyre anlatıyor: Bir gün Huzur-u Risaletpenâhî’ye birisi geldi. Allah Resûlü’ne yaklaştı ve şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Birkaç günden beri yiyecek bir şey bulamadım. Üst üste aç olarak oruca niyetlendim.” Allah Resûlü etrafına nazarını gezdirdi. Fakat onu evine götürüp misafir edecek kimse göremedi. Neden sonra Allah Resûlü’nün çok sevdiklerinden Ebû Talha ayağa kalktı ve: “Yâ Resûlallah, onu ben misafir edeyim.” dedi. Sonra da alıp evine götürdü.

Her şeylerini İslâm uğrunda harcayan bu insanların ellerinde avuçlarında hiçbir şey kalmamıştı.. ara sıra evlerinde bir çorba ya pişerdi veya pişmezdi. İhtimal o gün, hanımı Ümmü Süleym çocuklarına bir parça çorba yapabilmişti. Ve onu çocuklara içirecekti. Misafir eve gelince karı koca aralarında konuştular: “Bu gece çorbayı Allah Resûlü’nün misafirine yedirelim. Biz nasıl olsa bugün de aç olarak oruç tutabiliriz. Çocuklar, ikna edilip yatırılmalı.. sabah onların da çaresine bakarız.”

53