İçeriğe geç

Bir ara Hz. Ali, Ebû Cehil’in kızıyla evlenmek istemişti. Gerçi bu mübarek kadın da ağabeyi İkrime gibi İslâm’a girmiş ve sonsuzluk kervanına katılmıştı; fakat bu evlilik muhtemelen Fatıma’yı rahatsız edecekti. Belki de Hz. Ali böyle bir evliliğin Hz. Fatıma’yı bu şekilde rahatsız edeceğini hiç ama hiç düşünmemişti. Fatıma gelip durumu Allah Resûlü’ne arz edip üzüntüsünü dile getirince, onu mahzun gören İki Cihan Serveri, çok üzülmüş ve hemen minbere çıkmış ve şu hutbeyi irad buyurmuşlardı: “Duydum ki, Ali, Fatıma’nın üzerine evlenmek istiyormuş. Eğer Ali bu düşüncesinde kararlı ise, Fatıma’yı boşamalıdır. Zira bu durum Fatıma’yı üzmektedir. Fatıma ise benden bir parçadır. Onu üzen beni üzmüş olur. Onu sevindiren de, beni sevindirmiş demektir.

Bu sözleri dinleyenlerin arasında Hz. Ali de vardı… Derhal evvelki düşüncesinden vazgeçti ve Fatımasının yanına döndü.13

Zaten Hz. Ali, Allah Resûlü’nün kızını gözünün akı gibi aziz tutuyor, onun kendisine karşı böylesine bağlı olduğunu bilen Fatıma da hiç şüphesiz O’nu canından artık seviyordu. Aslında bu ince kadının, sanki, evliyâ ve asfiyâya nüvelik etmesinin dışında da bir misyonu yok gibiydi.. gözleri hep babasında ve O’nun davasındaydı. Allah Resûlü, son demlerinde O’na vefatını haber verdiğinde cihanı velveleye veren ağlamasının; ve ilk vefat edip kendisine kavuşacak olanın da o olduğunu söyleyince bayram sevinciyle gülmesinin başka türlü izahı da mümkün değildi.14

8