Evet, evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrabîne ana olmak kolay değildi. Onun için Allah Resûlü bu hususta, kendi hanesine karşı daha hassas ve daha sert idi. Evet, O, bu davranışlarıyla şefkat ve re’fetin yanında onların nazarlarını uhrevî âlemlere çevirme itibarıyla da sırat-ı müstakîmin ayrı bir yönünü hatırlatıyor ve büyük-küçük bütün fenalıklara karşı kapı ve pencereleri kapatıp onların nazarlarını sadece ahirete çeviriyor ve “Size Allah gerek, Allah!” diyordu. Zira onların yolunda öyleleri zuhur edecekti ki,
diyecek ve bütün ömürlerini ukbâ televvünlü, kurbet buudlu yaşayacaklardı. Bu itibarla da Allah Resûlü, bu en sevdiklerini, gerçek sevginin gereği olarak dünyevî bütün kazurattan temizliyor, dâmenlerine dünyevî tozun-toprağın bulaşmasına fırsat vermiyor, onların nazarlarını ulvî âlemlere çeviriyor ve onları oradaki beraberliğe hazırlıyordu. “Kişi sevdiğiyle beraberdir.”17 Hz. Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem)seviyorsanız, yolunda olacaksınız, yolunda olanlar ötede O’nunla beraber olacaklardır.
İşte bu beraberliğe hazırlama yolunda Allah Resûlü bir taraftan onları seviyor, bağrına basıyor, diğer taraftan da bu sevip bağrına basmayı çok iyi değerlendiriyordu. “Sevdim, bağrıma bastım, seni azizim bildim. Allah seni ümmetin azizi kıldı. Sen beşerin başında Hz. Meryem gibisin.” Bir zayıf rivayette Hz. Meryem nasıl izzetiyle, Allah Resûlü’ne şöyle dedirtti: “Kadınlar içinde bir peygamber olsaydı, Hz. Meryem olurdu.” Sen de başı o büyüklüğe ulaşan bir kadınsın.. öyleyse en azından onun kadar dünyaya karşı aziz ve dengeli olmalısın.