“Gönül mahzun olur, gözler ağlar; fakat inşâallah Allah’ın dediğinden, Allah’ın hoşnut olduğundan başkasını söyleyemeyiz.” demişti ve ardından da dilini işaret ederek: “Allah şununla muâhaze eder.” buyurmuşlardı.4 Bir kere daha hatırlatalım; O, insanların en merhametlisi, en şefkatlisiydi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sırtına alır şurada-burada dolaştırırdı. O seviyedeki bir insan çocuğu sırtına alır ve halkın içine öyle çıkar mıydı? O, alır ve çıkardı. Böyle yaparken de, onların gelecekte kazanacakları şerefi âdeta istikbal ederdi. Bir gün Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin sırtında iken hane-i saadetten içeriye Hz. Ömer girdi. Onları böyle şerefli bir yerde görünce نِعْمَ الْفَرَسُ تَحْتَكُمَا“Ne güzel bineğiniz var!” dedi. Ve hemen Allah Resûlü şöyle buyurdu: نِعْمَ الْفَارِسَانِ هُمَا“Ya ne güzel süvariler onlar!”5 Onlar bu meselenin şuurunda veya değildirler. Fakat Allah Resûlü onları işte böyle onore ediyordu. Bir başka defasında da Hz. Hasan’a: نِعْمَ الْمَرْكَبُ رَكِبْتَ“Ne güzel bineğin var!” diyene karşı: ونِعْمَ الرَّاكِبُ هُوَ“O da ne güzel binici!” cevabını yetiştirmişti.6