İçeriğe geç

Haddizatında bu secde Allah’a (celle celâluhu) yapılıyordu. Kâbe’nin mihrap olarak önümüze konduğu gibi, o zaman meleklerin önüne de Hazreti Âdem (aleyhisselâm) konmuştu. Burada secde, Allah’ın isimlerinin en câmi aynası olan insanda odaklaşan esmâ-i ilâhiyeye ve hilâfet unvanlı o büyük mânâya müteveccihen oluyordu. Şeytan ise bu hassas dönemde virajı alamamış ve uçurumdan aşağıya yuvarlanmıştı. Aslında içindeki nifakı onu batırdı, daha sonra da küfrün temsilcisi olarak ortaya çıkıp insanlığa musallat oldu. Şeytanda asla edep hissi görülmez. Emre itaatteki inceliği anlaması lazım gelen yerde, “Ben çamurdan yarattığına hiç secde eder miyim? Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten O’nu topraktan yarattın.”101 der. Bu, –af buyurun– küstahlık ve bir su-i edeptir ki, ondaki haset ve hazımsızlığa delâlet eder. Belli ki şeytanın içinde bir hastalık vardı da Hazreti Âdem’e (aleyhisselâm) secde bahane oldu ve bununla şeytanın küfrü açığa çıktı. Küfür meydana çıkınca da artık kalbinde mârifet-i Sâni’e hiç yer kalmadı.

Nitekim günümüzde de pek çok kimsenin kalbinde mârifet-i Sâni’e yer olmadığından bütün kâinat, âyet âyet, onların kalblerine girse de onlar kat’iyen bedbahtlıklarından kopamazlar. Bundan dolayı kalbleri mühürlenmiş gibi hiçbir şeyden anlamazlar. Zira onlar anlama niyetinde değillerdir. Bu itibarla da mârifet adına onlara anlatacağınız hiçbir şey hüsnükabul görmeyecektir.

157