İçeriğe geç

İkinci olarak, bu, Rabbisini bilen cin ve inse bir hitaptır. Zira Allah’ı (celle celâluhu) bilen ve O’nun kelâmını anlayanlar onlardır. Öyleyse inanan kimseler, inanmayanlar üzerine kıvılcımların dağlar cesamet ve azametinde saldırdığı o günde, onu görürken, Allah’ın nasıl nimetlerine mazhar olduklarını hissedecek ve şükranla gerileceklerdir. Kur’ân, o gün muhakkak olacak bir hâdiseyi hatırlatmakta ve bir zümreyi böyle tehdit ederken, âdeta “Sizleri himaye edecek Rabbinizin hangi nimetlerini tekzip ve inkâr ediyorsunuz?” demektedir.

Burada akla şöyle bir soru daha gelebilir: İstikbalde olacak bir şey, “Rabbinizin hangi nimetini tekzip ediyorsunuz?” fezlekesi ile bize de bir şey anlatmakta mıdır?

Cenab-ı Hakk’ın ezelî ilmi zaviyesinden eşya ve hâdiselere bakılınca, mâzi ve müstakbel iç içe girer ve karışır. Kelâmcı ifadesiyle, ilâhî ilim açısından vukuu muhakkak bir şeye, olmuş gibi bakılır. Mesela اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ“Kıyamet yaklaştı!167 denir. Kıyametin yaklaşması, geçmişi ifade eden kelimelerle yani mâzi sigasıyla anlatılır. Burada, “Niçin geçmişi ifade eden kelimelerle anlatıldı?” şeklindeki itiraza karşı da şöyle denilir: İlm-i ilâhî zaviyesinden meselelere bakılınca vukuu muhakkak şeyler vâki olmuş gibi anlatılır. Madem bunları yaratacak Allah’tır (celle celâluhu) ve yaratmasına hiçbir mâni yoktur, O vaat ediyor veya vaidde (tehdit) bulunuyorsa biz inanmış insanlar, onlara olmuş gibi bakarız. İşte Rabbimiz de biz inanmışlara olacakları olmuş gibi ifade edecek ve “Rabbinizin hangi nimetini tekzip ediyorsunuz?” diyecektir. Bu da meselenin diğer bir yönüdür.

223