Evvela, umumiyet itibarıyla tefsirciler, bu âyetin ahirete baktığı üzerinde dururlar. Onlar eserlerinde, kıyamet koptuğu zaman bu tür ateşlerin cin ve insin üzerine dağlarvari kıvılcımlar hâlinde saçılacağından ve mahşerdeki dehşetengiz manzaralardan bahsederler. Cin ve insin inanmayanlarının üzerine gönderilen bu üst üste kıvılcımlar, Cehennem’den dışarıya fırlayan atomik ateşlerdir. Alevsiz, dumansız ve kor hâlinde düştüğü yeri yakan ve demiri eritip sıvı hâline getiren korkunç bir ateştir. Cenab-ı Hak istikbalde bu türlü ateşleri üzerimize salacağını haber verirken, “Rabbinizin hangi nimetini tekzip ediyorsunuz?” sözüyle zâhiren bir münasebet görülmüyor gibidir. Ancak bunda da Kur’ânî bir nükte vardır. Şöyle ki, konuyu ahirete bakan yönüne göre mütalâaya alacak olursak, orada Allah (celle celâluhu), ins ve cinnin üzerine ateş salacaktır. Bu, Kur’ân’ın uyaran, ürperti veren âyetlerinde ifade edilmektedir. Kur’ân, mü’minlerin imanda devam ve sebatlarını temin ederken onun bir yaptırımı söz konusudur. O da emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münkerdir. Aslında, cihadın bütün çeşitleri müeyyidattandır. Biz bu disiplinlere tutunmak suretiyle istikametimizi devam ettiriz. Bunda aynı zamanda “rekâik” dediğimiz bir husus vardır ki, o da Cennet’e karşı şevkimizi kamçılama ve Cehennem’le korkutma şeklinde vaz’ edilmektedir. Binaenaleyh biz, istikameti, sırat-ı müstakimi kazanmada nasıl Cennet bişâretini almakla zevk ve şevke geliyoruz, aynen öyle de Cehennem endişesiyle de ayrı bir dinamizm yaşarız. O hâlde Cehennem’in ve onun “nâr” ve “nuhâs”tan olan ateşlerinin, cin ve insin üzerine dağlar azamet ve cesametinde kıvılcımlar hâlinde saldıracağını hatırlatmak öyle bir terhîbdir ki, cin ve ins bundan endişe edecek, sırat-ı müstakime yönelecek ve dolayısıyla farklı bir kazanımla sevinecektir. Öyleyse burada da “Rabbinizin hangi nimetini tekzip ediyorsunuz?” gayet yerindedir.