İçeriğe geç

Böylece bu âyetle iki maşrık ve mağribe dikkat çekilmektedir ki çok önemlidir. Hâlbuki ne maşrık ne de mağrip ikiden ibarettir. Pek çok maşrıklar ve mağripler vardır ki, yukarıda işaret edildiği gibi diğer âyette de dikkatler o hususa çekilmektedir. Zira Güneş her gün ayrı bir maşrıktan doğup ayrı bir mağripten batar. Onun batışı ve doğuşu her gün saniye saniye, derece derece değişir. Bunda ise bir bakıma pek çok mağripler ve maşrıklar vardır ki, cemi sigasıyla bu hakikat anlatılmaktadır. Umumi mânâda Güneş’in çeşitli maşrıklardan ve mağriplerden doğması büyük bir nimettir. Çünkü bununla mevsimler meydana gelmekte ve bu mevsimlere has ilâhî nimetler nazarlarımıza ve istifademize arz edilmektedir. İşte Cenab-ı Hak, bütün bu nimetleri bizim nazarımıza vererek فَبِأَيِّ اٰلَۤاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ der ki, biz bu ifadelerle yukarıdaki âyet arasında tam bir uyum görürüz.

Ancak ben, soru içinde şöyle bir sorunun da olduğunu hissediyorum: يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ“Üzerinize ateşler, duman alevleri gönderilir de artık kendinizi savunamazsınız.166 dendikten sonra “Rabbinizin hangi nimetini yalan sayıyorsunuz?” buyrulması arasında nasıl bir münasebet vardır?

221