Evet, nefsin frenlenmesi bakımından aç kalma ve az yeme ciddi bir dinamiktir. Onun içindir ki ehlullah sürekli riyazat yaparak ruhî kıvamlarını korumaya çalışmışlardır. Yogilerin aç-susuz durmakla ve bazı mistiklerin nefislerine bir kısım eza ve cefa çektirmek suretiyle belli nispette ruha kendi gücünü kazandırdıkları da öteden beri bilinen vakalardır. Ama onların bu yaptıklarıyla ahiret adına elde edecekleri hiçbir şey yoktur. Zira aç ve susuz kalma ve riyazat yapma ancak ibadet niyetiyle olursa bir değer ifade eder. Allah’ın rızası, ibadetleri yalnız O’nun rızasını tahsile bağlamakla elde edilir.
Oruç, nefse vurulan bir gem ve zimamdır. Dolayısıyla nefsin firavunluğunu kırar. Aslı ve sübutu problemli olsa da faslı ve vermek istediği ders açısından manidar bir rivayette şöyle denir:
“Cenâb-ı Hak, nefsi terbiye için ona çeşitli cezalar verdi. Sonra sordu: ‘Sen kimsin, ben kimim?’ Nefis, ‘Sen sensin, ben benim.’ dedi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak onu açlıkla terbiye etti. Neticede, ‘Ben kimim, sen kimsin?’ sorusuna nefsin cevabı, ‘Sen âlemlerin Rabbisin, ben ise senin hakir bir kulunum.’ şeklinde oldu.”
Nefsin dizginlerini elde tutmak, insanlar için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Zira nefsin istek ve alışkanlıkları, insan için öldürücü birer zehir ve onu aşağılara çeken ağırlıklar gibidir. Nefis, insana daima kötülüğü emreder. Hazreti Yusuf;
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪ىۚ اِنَّ النَّـفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪ىۜ اِنَّ رَبّ۪ى غَفُورٌ رَح۪يمٌ