İçeriğe geç

Oruç, hayatını en lezzetli yiyeceklerle devam ettiren, belki açlığın nasıl bir şey olduğunu bile bilmeyen zengine, belirli zaman dilimlerinde aç-susuz kalmasını sağlamak suretiyle bizzat yaşayarak açlığın ve susuzluğun ne mânâya geldiğini öğretir. Bu şekildeki bir açlık, her türlü maddî imkâna sahip olan zenginlerin, fakr u zaruret içinde olan kişilerin durumlarını anlamalarına, dolayısıyla onlara karşı olan tutum ve davranışlarının değişmesine, yardım etme duygusunun oluşup gelişmesine vesile olur. Zenginler bu davranışları sergilemeye koyulunca, fakirlerde de zenginlere karşı potansiyel olarak bulunan haset ve kin duyguları izale olur ve bu iki sınıf arasında çıkması muhtemel toplumsal çatışma daha ortaya çıkmadan engellenir. Hatta fakir, bir nevi zenginin malının koruyucusu olur. Tam tersine bir toplumun zenginlerinde cömertlik, fakirlerinde de kanaat, istiğna, fazilet ve tevekkül hissi yoksa, bu iki tabaka arasındaki çatışmanın önünü almak mümkün değildir. Oruç bu mevzuda his ve heyecanları harekete geçiren en önemli dinamik sayılır. Dolayısıyla zenginler kendileri gibi imkânı olmayanları görme fırsatını yakalar ve Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu sözünü hatırlarlar:

لَيْسَ بِالْمُؤْمِنِ الَّذِي يَبِيتُ شَبْعَانَ وَجَارُهُ جَائِعٌ إلَى جَنْبِهِ

“Komşusu aç iken tok olarak geceleyen (hakiki mânâda) mü’min değildir.”209

Ancak aç durulduğu zaman açın, susuz durulduğu zaman susuzun hâli anlaşılır. Cenâb-ı Hakk’ın emri istikametinde arzu ve isteklerimizi frenleyerek oruç tutma, kendimizi bu istikamette perhize alıştırma, sosyal hayatımıza yönelik bizi, mükemmel bir toplumun mükemmel bir parçası hâline getirecektir.

3. Dilenciliği Önler

175