Hem insanların büyük çoğunluğu, çok defa açlığa müptela olur. İnsan, böyle bir şeye maruz kalması durumunda sabredip tahammül gösterebilmek için açlık ve riyazet alıştırması yapmaya muhtaçtır. Ramazan-ı Şerif’te –yer ve zamana göre farklılık arz etse de– günün yaklaşık yarısını kapsayan oruç, açlığa karşı bir nevi sabır, tahammül, riyazet ve idmandır. Demek, beşerin başına gelen musibetleri ikiye katlayan sabırsızlığın bir ilacı da oruçtur.
Aynı zamanda oruç, sıkıntılar ve ızdıraplar karşısında eğilmeyen, kendisine hâkim olan, teklif edilen bir kısım dünyalıklar mukabilinde gerçek ve hak bildiği prensiplerden asla fedakârlıkta bulunmayan ideal insanların yetişmesine zemin hazırlar.
2. Nefsi Terbiye Eder
Oruçla –Hazreti Üstad’ın “Ramazan Risalesi”nde ifade ettiği gibi– nefsin terbiyesi de hedeflenmelidir. Oruç tutan bir mü’minin, “Ben bu nefsimin biraz daha burnunu sürteyim, bunu biraz daha Cenâb-ı Hakk’a yönlendireyim. Onu kıllet-i taâma (az yeme), kıllet-i kelâma (az konuşma), kıllet-i menâma (az uyuma) alıştırayım. Bir seyr u sülûk-i ruhanîde, çile yoluyla elde edilen meziyet, fazilet ve dereceler ne ise onları elde etmeye çalışayım.” demesi ve Ramazan’ı aynı zamanda bir riyazat mevsimi olarak görmesi lazımdır. Zaten riyazatın bir yanı da oruca bakmaktadır. İnsan, az yiyip-içmek ve bazı sıkıntılara katlanmak suretiyle gerçekten bazı harikulâdeliklere mazhar olabilir; metafiziğin, fiziğe hükmettiğini görebilir. Bunlar ruha kendi gücünü kazandırma adına yapılan önemli şeylerdir. Ancak hedeflenen şey Allah rızası olmazsa çekilen o zahmet ve sıkıntılara katlanmanın da bir mânâsı yoktur.