İçeriğe geç

İşte insanın, potansiyel insanlıktan hakiki insan olma ufkuna yükselmesi, mahiyetinde bulunan bu meleklik yönünü inkişaf ettirmesiyle mümkün olacaktır. Yoksa cismaniyetine bağlı kaldığı, hayvaniyetinin güdümünde yaşadığı; yani yiyip içerek yan gelip kulağı üzerine yattığı sürece o, mülk âleminin dar çerçevesi içinde sıkışır kalır; kalır da ahsen-i takvîm sırrına mazhar bir varlıkken hayvanlardan da aşağı bir duruma düşer. Fakat o, hayvaniyetten çıkıp cismaniyeti bırakırsa yani nefsanî, hayvanî ve cismanî kirlerden temizlenerek Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-i ilâhiye, evsaf-ı sübhaniye ve şuûn-u rabbaniyesinin nurlarıyla tenevvür ederse farklı bir mahiyete erer, ayrı bir kıvam kazanır.

Âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde meleklerin çokça zikredilip nazara verilmesinin hikmetlerinden biri de insanda potansiyel hâlde bulunan bu melekiyet yanını harekete geçirmek, tetiklemek, neşv ü nema bulmasını sağlamak ve böylece onu melekleşme ufkuna ulaştırmaktır. Evet, meleklerin hâli nazara verilmek suretiyle melekleşmeye bir teşvik ve çağrı yapılmakta, mahiyetimizde meknî bulunan melekûta ait hususiyetleri inkişaf ettirmemiz istenmektedir.

İnsanı meleklerden ayıran en önemli özelliklerden biri, onun nefis sahibi olmasıdır. Meleklerde yeme-içme, evlenme, günah işleme gibi davranışlar söz konusu değildir. Onlar, yaratılışları gereği masum, her an Allah’ı tesbih ve taatle meşgul nuranî varlıklardır. Bununla ilgili Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداً سُبْحَانَهُۜ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَۙ ۝ لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ ۝ يَعْلَمُ مَا بَـيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَـتِه۪ مُشْفِقُونَ

151