İçeriğe geç

Ramazan, ondan nasiplenmesini bilen her insanı, seviyesine göre bir vefa ve sadakat eri hâline getirir. Oruç tutan ve ondaki sırrı kavramaya çalışan bir mü’min, hem Hakk’a teveccühünde hem de halkla münasebetlerinde hep vefa ve sadakat peşinde olur. O, sadece belli vakitlerde ibadet eden bir insan olmakla yetinmeyip, ubudiyet ufkuna yürür ve bütün gününü kulluk şuuruyla değerlendirir, her an ibadet ediyormuş gibi yaşar. Dünyevî eğilimlerden ve cismanî temayüllerden biraz sıyrılınca, kendini Cenâb-ı Hakk’a adama ve bir hakikat eri olma hedefi belirir önünde. Bu hedefe ulaşmak maksadıyla, Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle,201 hep Allah için düşünme, Allah için konuşma, Allah için muhabbet duyma, “lillah, livechillah, lieclillâh” dairesi içinde kalma ve her zaman Hakk’a müteveccih bulunma denemeleri yapar; bu denemeler neticesinde başarıyı yakalamaya her gün biraz daha yaklaşır. Derken, tam bir vefa ve sadakat insanı olur. Zaten oruç, vefa duygusunun en güzel alâmetidir. Kul, belirli süreler dâhilinde, belirli şeylerden vazgeçer ve bu suretle ahdinde vefalı olduğunu gösterir; Cenâb-ı Hak da onun mükâfatını bizzat Kendisinin vereceğini vaat eder.

Allah’a karşı vefalı davranan bir insan, zamanla ailevî ve içtimaî hayatında da tam bir “vefa timsali” durumuna yükselir. Bu duyguyla sıla-i rahimi gözetir; herkese yardım elini uzatır, Allah yolunda infak etmeye doyamaz hâle gelir.

14. Müstağni Olmayı Öğretir

Toplumu ayakta tutan dinamiklerden birisi de onu teşkil eden fertlerin istiğna duygusuna sahip olmalarıdır. Bir hadiste, مَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللّٰه “Kim müstağni davranırsa, Allah onu zengin kılar.”202 buyrularak istiğnanın neticesi gösterilmiş ve mü’minler böyle güzel bir haslete teşvik edilmiştir.

164