Evet, Hz. Âişe’nin de (radıyâllahu anhâ) müşâhede ve ifadeleri içinde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabahlara kadar başı yerde, yüzü secdede Rabbine kullukta bulunuyordu. O hâlde sen, gündüz âleme, gece de Rabbine misafir gidecek, sadece O’nu duyacak, O’nu düşünecek, O’nun eşsiz sanatıyla kendinden geçeceksin. Bir sineğin, bir akrebin ısırıp sokmasından dahi ne kadar müteessir ve perişan olduğunu, gökte çakan bir şimşeğin dahi korkusunu sırtında taşıyan âciz vücudunun nasıl bir iradesizlik içinde olduğunu idrak edeceksin. Teneffüsünü sağlamakla büyük bir ihtiyacını karşılayan hava zerrelerinden, şakır şakır akan sulara, ondan da Allah’ın, ağaçların eliyle takdim ettiği meyvelere kadar muhtaç olduğun şeyleri ve kendi şahsi ve zati iktidarınla bunların binde birini dahi temin etmeye muktedir olmadığını düşünecek, sonra da bütün ihtiyaçlarını O’na havale edeceksin. Zira ihtiyaç dairesi sonsuz, iktidar dairesi ise alabildiğine dardır. Acz ü fakr nâmütenâhî, bunun karşısında sığınman gereken hasım ve düşmanlar ise bir hayli fazladır. Bu kadar büyük yükleri sırtında taşıyan bir varlık olarak, وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا “(Rahman’ın kulları) gecelerini Rabblerine secde ederek ve kıyamda durarak geçirirler.”325 ferman-ı sübhânisine inkiyat edecek, kendinden geçmiş gibi yatağından fırlayacak ve Rabbin huzurunda el-pençe divan duracaksın. Kendi küçüklüğüne karşılık O’nun büyüklüğünü itiraf edecek, “Vermezsen alamam, ihsan etmezsen sahip olamam, lütfetmezsen bu geniş kâinatta hükmedip sözümü geçiremem.. bütün bunların hepsi Senden. Mülk bütünüyle Sana ait. Öyleyse minnet ve şükran da Sanadır Allahım!” diyeceksin.