İçeriğe geç

Demek bugün birkaç milyarı bulmuş nüfusuyla âlem-i İslâm, Allah’tan bir iltifat, inayet ve ihtimam görmüyorsa mahbub-u ilâhî olma durumunu kazanamamış olmasındandır. Hepimizin dileği Cenâb-ı Hakk’ın, mescide gelen, başını yere koyan bütün zümreleri kurb-u huzuruyla müşerref kılmasıdır. Ama çoğu defa camiye gelen insan bir vadide, Allah’ın rahmeti başka vadidedir. Kur’ân’la aynı vadide buluşamamış, dolayısıyla mescide gelirken de onun mânâsından habersiz gelmektedir. Böyle bir hâl, hiçbir zaman mescide reva görülemez. Oraya ancak hüşyâr (uyanık) bir gönülle gelinir; duyulan mehâbetten kalb titrer, göz yaşarır. Cenâb-ı Hakk’a tahsis edilmiş bir vakte ve O’nun adına yapılacak ibadetlere başka şeyler, başka niyetler karıştırılmaz. Bu şekilde değerlendirilen bir vaktin ân-ı seyyalesi, binlerce sene sürecek nursuz bir hayata tercih edilir.

c. Dereceleri Yükseltirler

Nafile ibadetler, kulun bir kısım günahlarına kefaret olması hasebiyle, ona derece kazandırır. Bu yüzden her nafilenin ayrı bir değeri vardır. Muhbir-i Sâdık (sallallâhu aleyhi ve sellem), mesela kuşluk namazıyla alâkalı şöyle buyurmuştur: “Her gün, sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih (sübhânallah) bir sadakadır. Her tahmid (elhamdülillah) bir sadakadır, her tehlil (lâ ilâhe illallah) bir sadakadır. Emr-i bi’l-maruf bir sadakadır. Nehy-i ani’l-münker bir sadakadır. Kişinin kuşluk vaktinde kılacağı iki rekât namaz bütün bu sadakalara kâfi gelir.”321

327