İçeriğe geç

Ayrıca bu âyetin diğer bazı yönlerine daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Bazıları ışık ile nuru karıştırıyor; ardından da “Işığın hızı belli, nurun hızı ne kadardır?” diyor. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, nur ile ışık birbirine karıştırılmamalıdır. Bir kere Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerimede, “Allah semavat ve arzın ziyasıdır.” demiyor ki? Öyle ise nuru anlamak için nurun kaynağına yaklaşmak lâzım. Nurun kaynağı Allah’tır. Allah ise zamandan ve mekândan münezzehtir. O hâlde O’nun nuru da kısmen bu hususiyetler içinde değerlendirilmelidir. Evet, nur ve nuranî şeyler bir anda, milyon yerde bulunabilir ve bir ân-ı seyyâlede oradan oraya intikal edebilir. Nitekim Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) cism-i mübarekleri, tamamen nuranîleşmiş bulunan ruhuna refakat edecek hâle geldiğinden dolayı, miraç yolculuğunu birkaç dakikada tamamlayıp geriye döndü. Normal şartlar altında, trilyon defa trilyon seneye ihtiyaç olan böyle bir yolculuk için, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında, “Gitti-geldi, yatağı hâlâ sımsıcaktı.” gibi ifadeler göstermektedir ki, sanki zaman bütünüyle aşılmış da, bu seyahat öyle gerçekleşmiş.

Yalnız, bu ifadelerimizden, nurun mahluk olmadığı kanaatine de varılmamalıdır. Böyle bir yanlış anlamayı önlemek için, “sanki” tabirini bilhassa kullandım. Evet, nur mahluktur. O’nun hâlıkı Münevviru’n-Nur olan Allah’tır. Bu cümleden olarak Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de buyururlar ki; أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُور۪ي“Allah’ın ilk yarattığı şey, benim nurumdur.”4 Yani varlığın bağrına bir tohum gibi atılan ilk nüve Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nurudur.

Hulâsa; nur ile ışığı birbirine karıştırmamalı. Belki ışığın kaynağı nurdur ve ışık nurun yeryüzündeki tezahürlerinden ibarettir. O da daha önce de geçtiği üzere, serâdan Süreyya’ya geniş bir tecellî alanına sahiptir.

230