İçeriğe geç
فَخَسَفْنَا بِه۪ وَبِدَارِهِ الْأَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ۠ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ

“Nihayet Biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Zaten onun ne Allah’a karşı kendisine yardım edecek avenesi vardı ne de kendini savunup kurtulabilecek durumdaydı.”7

Evet, aslında Karun iki ayrı açıdan hata etmişti. Bir: Kendine ihsan edilen şeylerle kendisini toplumun üst katmanlarında görerek, Allah’a karşı büyüklük taslamış ve Cennet’e girmeye mâni hâller içinde sayılan kibir ve gurura saplanmıştı ki, onun böyle büyüklük iddiasında bulunmasına karşılık, Allah da ona süfliliği mukadder kılarak cezalandırmıştı. Bir diğer ifadeyle Karun, mazhar olduğu şeylere sanki kendi malıymış ve onlarla ebedî kalacakmış gibi sahip çıkmasına mukabil, Allah da onu yerin dibine batırıvermişti. Hâlbuki مَنْ تَوَاضَعَ رَفَعَهُ اللّٰهُ وَمَنْ تَكَبَّرَ وَضَعَهُ اللّٰهُ“Tevazu edeni Allah yüceltir, kibre bürüneni de alçaltır.”8 sırrınca ona, tevazu ve mahviyet göstermek düşerdi.

256