Hâsılı, وَلَا تَنْسَ نَص۪يبَكَ مِنَ الدُّنْيَا“Dünya hayatından nasibini unutma.” âyetini başkalarının arz ettiği şekliyle anlamak, Kur’ân’ın bütünlüğü içinde bir mütalâa değildir. Bence insan, dünyada kalmaya iştiyak içinde olmalı; uzun ömürlü olmayı istemeli, ama Bediüzzaman gibi dolu dolu bir hayat yaşama şart u kaydıyla. Yaşamanın gayesi yaşatma olmalı ve ümmet-i Muhammed’i insanî kemalâta ulaştırma düşüncesine bağlı bulunmalı. Dünya, hak namına ve millet zenginliği adına elde edilmeli, fakat hayat da hep ahiret yörüngeli götürülmeye çalışılmalı.. onun ahiret eksenli böyle bir dünya düşüncesi, onu hep meşru dairedeki kazanç, sonra da mübah zevk ve lezzetlere çekecektir. Zaten hem gayrimeşru kazanç hem de gayrimeşru keyif ve lezzet için aynı zamanda bin elem birden yaşanmaktadır.
İnsanlığın İftihar Tablosu’nun bir sözü ile bu konuyu da noktalayalım:
“Herkes kendi nefsinden yine kendisi için bir şeyler ayırsın; dünyasından ahiret için bir şeyler yapsın; ihtiyarlık gelmeden gençliğinden ona bir şeyler ayırsın; ölüm gelmeden hayatını değerlendirsin; nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ölümden sonra hiçbir mazeret kabul edilmediği gibi, dünyadan sonra da Cennet ve Cehennem’in dışında bir yurt yoktur.”16
“Kur’ân’ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir.”
(Kasas sûresi, 28/85)
Dipnotlar
- 16 Kurtubî, el-Câmiu liahkâmi’l-Kur’ân 18/116.