İçeriğe geç

Aynı şekilde kürsülerde bangır bangır bağırır, yırtılır, gırtlak ağalığı yaparsın. Allah’ı, peygamberi anlatır, sahabeden bahsedersin. O esnada aklından geçse ki; “Yıllardır konuşup duruyor, anlatıyorum. Şu insanlar da azıcık bana teveccüh etsin, beni dinlesinler. Niçin bu kadar vefasızlar, neden beni dinlemiyorlar?” İşte bu, kazanma kuşağında kaybetme demektir. Çünkü o mesele seni alâkadar etmez ki… Cenâb-ı Hak, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) zatında bize, يَۤا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ“Ey şanı yüce nebi! Allah’ın sana gönderdiği mesajı tebliğ et. Şayet o mesajıtebliğ etmekten dûr olursan, risaletini yerine getirmemiş olursun!”11 diye ikazda bulunmuyor mu? Ve yine; إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْدِي مَنْ يَشَۤاءُ“Sen istediğine hidayet edemezsin. Allah kimi dilerse onu hidayet eder.”12 diye buyurmuyor mu? O hâlde sen sadece bir vesile-i hidayetsin. Söylediklerini kabul ettirmek, onun vicdanlarda mâkes bulmasını sağlamak ise Allah’a aittir. Şimdi “Neden beni dinlemiyorlar, neden bana gelmiyorlar?” şeklinde düşündüğünde; sen bunun için konuşmuş, bunun için ilmini satmış ve yaptıklarını teveccühe, halkın nazarına ve onların iltifatlarına bağlamış olursun. Ve belki de niyetin bulanıklığına göre, gittiğin yerde Acemlerin büyüklerine ayağa kalktığı gibi sana kıyam edilsin, tebcil u taltifte bulunulsun, senin namından bahsedilsin, gönüllerde bir yâd-ı cemil olasın diye o işi yapmış olursun. Eğer bir ömür boyu kürsülerde vaaz ederken –hafizanallah– meseleyi bu tür bir mülâhazaya bağlamış isen, sen mükâfatını burada aldın demektir. İsterseniz; أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا“Tayyibatınızın mükâfatını; güzel söz, güzel davranış, güzel işlerle dünyada aldınız. Ahiretin baki şeylerini dünyada yiyip bitirdiniz.”13 âyet-i kerimesini bir de bu açıdan mülâhazaya alabilirsiniz.

125