İçeriğe geç
29. Bölüm

Hakka Saygı Ve Huzur Toplumu

Soru: İster ferdî hakların isterse kamu hukukunun usûlüne uygun olarak yerine getirilemediği durumlarda, hakkı ikame etme duygusunun vicdanlarda daha belirgin bir şekilde kendini hissettirdiği görülmektedir. Bu açıdan hakkı ikame etmeye çalışırken hakkaniyet ve hukuk dışına çıkılmaması adına dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Adalet ve hukukun kamil mânâda hayata geçirilmesiyle toplumdaki huzur ve emniyetin temini arasında nasıl bir münasebet söz konusudur?

Cevap: Bildiğiniz gibi, çok geniş kullanım sahası olan “hak” kelimesi, aynı zamanda Esmâ-i Hüsnâ’dan bir isimdir ve bu yönüyle onun mânâsı; bizzat var olan, hiçbir şeye muhtaç olmayıp hiçbir şeye dayanmayan ve kendi kendine kâim olan en sağlam ve sabit hakikat demektir. Evet, bütün hakların biricik kaynağı Hak ism-i şerifidir ve maddî-mânevî, âfâkî-enfüsî bütün haklar onun değişik dalga boyundaki tecellîlerinden ibarettir. İşte bu sebeple gerçek bir mü’min Hak isminin değişik tecellîleri sayarak bütün haklara karşı saygılı davranır, hakkı tutup kaldırma cehdiyle oturup kalkar, ne zulmeder ne zulme boyun eğer; hak ve salâhiyetleri yerine getirmeye çalışır ve onları yaşatmak için çırpınır durur. Bu açıdan hakkın, inanan insanlar nezdinde apayrı bir kıymet ve ehemmiyeti vardır. Merhum Mehmet Âkif de Asr Sûresi’nin yorumunu yaptığı şiirinde işte bu hususa dikkat çeker ve

“Hâlık’ın nâmütenâhî adı var, en başı Hak

Ne büyük şey kul için hakkın elinden tutmak.”

ifadeleriyle bu hakikati dile getirir.

Hakkı İkame İbadettir

282