İçeriğe geç

Mevzuu misallendirecek olursak, diyelim ki siz, bir yerde konuşurken daha önceden bir ilk hesabınızın bulunmadığı, içinizde de enaniyet ve gurur adına herhangi olumsuz bir düşüncenin olmadığını zannettiğiniz bir esnada çok güzel bir söz söylediniz veya karşılaştığınız sürpriz bir soruya karşı Cenâb-ı Hakk’ın inayetiyle ağzınızdan güzel, orijinal, kıyak bir cevap çıktı. Hafizanallah, o esnada aklınızın köşesinden dahi “Galiba ben bunu iyi dedim.” gibi bir şey geçerse şirk gayyasının kenarında bulunuyormuş gibi ürpermeli ve hemen o esnada bir daha doğrulamayacağı şekilde nefsinizin başına bir balyoz indirmelisiniz. İndirmeli ve kendi kendinize; “A be küstah! Ağız O’nun, dil O’nun, dudak O’nun; akıl O’nun, mantık O’nun, muhakeme O’nun. Senin söylemende esas söyleyen O, senin duyup hissetmende esas duyurup hissettiren O. Senin idrakinde idrak ettiren, senin muhakemende muhakeme ettiren O.” diyerek vakit geçirmeksizin nefsinizle hesaplaşmaya girişmelisiniz. Çünkü hakkı hak sahibine vermek, hakperestliğin ifadesidir. Hâlbuki bu tür bir düşünce başkasının mülkünü kendine mâl etmek suretiyle hakkı gasp etmek demektir.

Misalleri çoğaltabiliriz. Meselâ vaaz kürsüsünde yırtılırcasına, avazın çıktığı kadar “Allah!” deyip bağırdın. Ama acaba bu bağırış O’nun için miydi? Eğer bu bağırış, tir tir titreyen yüreğinin, yaşaran gözlerinin gayriiradi ortaya çıkan tabiî bir sonucu ise O’nun için olduğu söylenebilir. Yoksa Efendiler Efendisi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi “esamm u gaib”e8 yani duymayan, işitmeyen, uzakta bulunan bir zata seslenilmiyor ki.. O, içten içe söylediklerimizi dahi duyuyor, biliyor. O hâlde bize “Neydi o bağırmalar-çağırmalar, ses yükseltmeler?” demezler mi?

121