İçeriğe geç

“Ben geldiğimde, siz dalâlet içinde değil miydiniz? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Ben geldiğimde, siz fakr ü zaruret içinde kıvranmıyor muydunuz? Allah, benim vesilemle sizi zenginleştirmedi mi? Ben geldiğimde siz, birbirinizle düşman değil miydiniz? Allah, benimle sizin kalblerinizi telif etmedi mi?” Elbette orada bulunanların çoğu zaten O’na çok iyi inanmış kimselerdi. Efendimiz (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), her cümle ve soruyu bitirdikçe onlar topluca: اَلْمِنَّةُ لِلّٰهِ وَلِرَسُولِهِ“Evet, evet, minnet Allah’a ve Resûlü’ne aittir!” diye gürlemişlerdi.6 Görüldüğü üzere burada –hâşâ– nimetlerin onların başına kakılması, yüzüne vurulması mevzuubahis değil; aksine muhatapları içine düşebilecekleri bir vartadan kurtarma, fitnenin önünü alma ve ortaya çıkmış problemi çözmeye matuf bir gaye söz konusudur.

Tabiî bu hitab-ı nebevîde aynı zamanda bizim için de alınması gereken dersler var. Bu beyanla, Efendiler Efendisi’nin Allah nezdindeki yeri ve bizim başımız üstünde bulunan o muallâ konumu hatırlatılmış oluyor. Evet, biz O’na karşı çok medyun, çok minnettarız. Zira O olmasaydı cihanın olmasının da bir mânâsı yoktu. İmana, iz’ana erdiysek O’nun sayesinde erdik. Varlığı doğru okuyabildiysek O’nun sayesinde okuduk. Bugün hidayet yolunda bulunuyor, ebedî mutluluk yurdunun rüyalarını görüyor, Allah’ın hoşnutluğuna ermeyi hedefliyorsak, bütün bunlar O’nun rehberliği, yol göstericiliği vesilesiyle, yollarımıza nurlar serpip aydınlatması sayesindedir. Bu açıdan minnet etme O’nun hakkı, bunu itiraf da bizim vazifemizdir.

Bir Arpa Boyu Yol Alamayan Tâli’sizler

145