Evet, bütün bunlar bize sorulabilir. Zira bir âyet-i kerimede, وَقِفُوهُمْ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ“Tutun onları, çünkü onlar sigaya çekilecekler.”2 denilirken, başka bir âyette; ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ“Sonra o gün bütün nimetlerden hesaba çekileceksiniz.”3 buyuruluyor. Yani hayat, iman, İslâm, içinde neş’et ettiğimiz ortam… vs. maddî-mânevî bütün lütuf ve nimetlerden sorguya çekileceğimiz bize bildiriliyor. İşte üzerimizde nâmütenâhî nimetleri bulunduğundan dolayı Zât-ı Ulûhiyet’in bize karşı minneti vardır ve elbette ki bu minnet O’nun hakkıdır. Değişik vesilelerle –biraz da espriye benzer bir mülâhazayla– ifade ettiğim gibi, Cenâb-ı Hak bize: “Bana ait şeyleri bir kenara koyun da kendi kimliğiniz adına Bana bir tekmil verin!” diyecek olsa, neyin geriye kalacağını hiç düşündünüz mü acaba? Nasıl “ben” diyeceksiniz orada. Her şey Allah’tan olduğuna göre “ben” dediğiniz şey nedir? İşte bütün bunları teemmül edip Cenâb-ı Hakk’ın üzerimizdeki sayısız lütuf ve ihsanlarını görünce, O’na karşı hamd ü senâ hisleriyle dolup “Minnet ve şükran O’nadır.” diyoruz. Bu, minnetin olumlu mânâsıdır.
Dipnotlar
- 2 Sâffât sûresi, 37/24.
- 3 Tekâsür sûresi, 102/8.