Kişinin bu hâli, aynı zamanda, şeytanın insanı sağdan vurmasıdır. Yaptığı güzel amelleri kirletmek suretiyle onları boşa çıkarmasıdır. Böylece insan az gider uz gider dere tepe düz gider ama döner geriye bakar ki, bir çuvaldız boyu yol alamamış. Çünkü yapılan amellerde hüdâ değil, hevâ esas alınmıştır.
İşin İçinde Kim Var?
Misalleri çoğaltabiliriz. Meselâ bir insan dese ki, “İnsanlık yolunda koşturup duran bu arkadaşlar eşi-menendi olmayan çok değerli insanlardır. Ancak sağda solda, gönüllüler hareketinin bu güzelliklerini başkalarına da duyurup anlatayım derken üsluplarını iyi ayarlayamadıklarından ciddi hatalar yapıyorlar.” İşte bu söz, niyetin belirleyiciliğine göre öyle bir hâl alır ki, ona “kalleşçe bir söz” denilse sezadır. Çünkü dile getirilen böyle bir ifade doğru olsa bile, esasında sözün sahibinin asıl maksadı o değildir. Evet, hakikaten herkes her meseleyi doğru bilip doğru anlatamayabilir, her zaman üslup ayarlaması yapamayabilir. İnsanlar tecrübesi olmadığından dolayı bir meseleyi anlatırken hataya düşebilir. Ancak bu sözün sahibi, esasında kendisinin işin içinde olduğu bir meseleye başkasının karışmasından rahatsızlık duymakta ve bunu farklı kılıflar altında bir şekilde dile getirmek istemektedir. İşte bu sebeple böyle bir söz, mâhiyet-i nefsü’l emriyesinde doğru olsa bile, esasında o, becerikli bir adamın ağzından çıkmış koskocaman bir yalandır. Görüldüğü üzere böyle bir durumda da yine hevâ gelmiş, hüdânın yerine oturmuştur.