Fatiha ile başlanıp sonra her bir çeyreğe yerleştirilen bu beş sûre âdeta Kur’ân’ın ruhu gibidir ki, bununla hamdin önemi vurgulanıyor. Ayrıca sûre başında olmasa da, Kur’ân’ın daha pek çok sûresinde hamdin yer aldığını, âdeta Kur’ân’ın her tarafına onun serpiştirildiğini görüyoruz. Sanki bu çok önemli konuda, herhangi bir nisyan olmasın diye hamd sürekli hatırlatılmaktadır. Özellikle Kur’ân’ı sürekli hatmeden bir mü’mini düşündüğümüzde, onun sürekli, hamd ile başlayan, dîbâcesi hamd olan sûrelerle karşılaşacağına ve böylece onda mütemadi bir hamd duygusunun gelişip güçleneceğine hükmedebiliriz. Evet, zannediyorum İlâhî Beyan’ın her tarafında “hamd”in hep bir nabız gibi atması ve devamlı surette onun öneminin vurgulanmasındaki hedef de sinelerimizde “hamd”in yerleşmesini ve onun tabiatımızın bir derinliği hâline gelmesini sağlamaktır.
Hayatın Her Karesinde Hamd ü Şükür
Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtü vesselâm) nurlu beyanlarına bakıldığında, hayatın her safhasında bizim hamd ü şükür ameliyesine çağrıldığımızı görürüz. Meselâ, مَنْ لَمْ يَشْكُرِ الْقَلِيلَ لَمْ يَشْكُرِ الْكَثِيرَ، وَمَنْ لَمْ يَشْكُرِ النَّاسَ لَمْ يَشْكُرِ اللّٰهَ“Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez. Halka teşekkürde bulunmayan Allah’a da şükretmez.”9 hadis-i şerifini bu açıdan mülâhazaya alabiliriz. Bu ve benzeri beyanlardan teşekkür etmeye kendimizi alıştırmamız istendiği anlaşılmaktadır. Bundan dolayı yapılan en küçük bir iyilik karşısında dahi ihmal etmeksizin teşekkürde bulunmamız gerekir. Meselâ bir bardak çay ikram edildi hemen teşekkür etmeliyiz. Veya bir tebessümle karşılaştık, “Kardeşim! Allah razı olsun, şu an böyle bir inşiraha ihtiyacım vardı.” deyip yine teşekkürlerimizi sunmalıyız. Böylece en küçük bir centilmenlik karşısında dahi teşekkürde bulunarak onu tabiatımıza mâl etmeliyiz.
Dipnotlar
- 9 Tirmizî, birr 35; Ebû Dâvûd, edeb 12.