O zaman bize düşen bilkuvve mazhar bulunduğumuz hamd duygu ve düşüncesini hayatımıza taşıma ve hammâdûn ufkunu yakalama gayreti içinde olmaktır. Hani bir âyet-i kerimede; وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ“Zinhar Müslüman olarak ölmenin dışında başka türlü ölmeyin!”13 buyuruluyor. Müslüman olarak ölmek bizim elimizde olmadığı hâlde “Müslüman olarak ölün!” ifadesi, hiç şüphesiz düşünüp akledenler için önemli birçok mânâ ve mesajı muhtevidir. İşte bu mânâ ve mesajlardan birisi de şudur: Ey iman edenler! Eğer siz Müslümanca yaşıyor, vahyin işaret buyurduğu istikamette hayatınızı örgülüyor, bu uğurda “Aman ya Rabbi ayaklarımızı kaydırma!” endişesiyle tir tir titriyor, her gün en az kırk defa “Allahım! Vaad ettiğin doğru yoldan bizi ayırma!” diyerek yalvarıp yakarıyor ve hâsılı o yola ait hususiyetler her neyi gerektiriyorsa ona riayet ediyorsanız Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmeti, inayet ve lütfuyla Müslüman olarak ölürsünüz. Bu açıdan zikredilen âyet-i kerimede sonucun zikredilmesi suretiyle sebebin hatırlatılıp nazara verildiğini müşâhede etmekteyiz.
İşte “Hammâdûn Ümmeti” beyanına da böyle bir perspektiften bakabiliriz. Yani biz, bu dünyada, bize ulaşan-ulaşmayan bütün nimetleri ruh ve vicdanımızda duymaya çalışır, onlar karşısında iki büklüm olur, “hamd”le gözümüzü açar kapar, hamdle nefes alır verir ve sürekli artan bir hamd ü şükran duygusuyla hayatımızı dolu dolu geçirirsek, ötede de Makam-ı Mahmud Sahibi’nin (aleyhissalâtü vesselâm) vesayetinde, Hamd Sancağı’nın gölgesi altında “Hammâdûn Ümmeti”nin bir ferdi olarak tâli’imize tebessümler yağdırırız. Rabbim hepimizi bu müjde ve mazhariyete erenlerden eylesin! Âmîn!
Dipnotlar
- 13 Âl-i İmran sûresi, 3/102.