İçeriğe geç

Ezan bitince, bu defa da ezan duasıyla vefa borcumuzu eda etmeye çalışır, Efendimiz’e bir nevi salât u selâm getirir ve O’nun Makam-ı Mahmûd’a nâil olması için dua ederiz. Sonra ikâmet getirilir, orada da bir kere daha nâm-ı celîl-i Muhammedî’yi zikrederiz.

Evet, şuurlu ya da şuursuz, ama keyfiyeti nasıl olursa olsun bu vefa borcumuzu ve şükran hissimizi ezanla, ikametle, namazla, teşehhüd ve tahiyyatla bir şekilde ifade ediyoruz. Keşke, şeker şerbeti kuvve-i zâika ile tattığımız ve tatlarını tam aldığımız gibi, bu kelimelerin hepsini de zihnî ve ruhî zâika sistemlerimizle duysak, her kelimenin tadını tam alabilsek. Keşke, mârifetullah ve zevk-i ruhanî nasıl duyuluyor, onlardan nasıl tat alınıyorsa, onun için hangi sistem harekete geçiriliyorsa, işte o sistemi harekete geçirerek Efendimiz’e karşı o medyuniyetimizi tam duyabilsek. Fakat, gereken ölçüde olmasa da bir günlük hayatımızı hatta tek bir namazımızı düşünsek onda bile Kâinatın İftihar Tablosu’na karşı vefamızı ifade etme gayretinde olduğumuz görülecektir.

Aynı zamanda, her şey Efendimiz’den bir hatıradır bizim için. Ezan, ikamet hatıra olduğu gibi namazda “Sübhaneke” okuyor yine O’nu hatırlıyoruz; “Fatiha”yı terennüm ederken bir kere daha O’nunla doluyoruz/dolmalıyız. Onlar da birer hatıra ve sonra tahiyyâta oturuyoruz. İki rekâtta bir Allah’a tahiyyâtımızı, tayyibâtımızı, mübârekâtımızı takdim ettikten sonra, Efendimiz’e de selâm veriyoruz. اَلتَّحِيَّاتُ لِلّٰهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ لِلّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ…“Bütün dualar, senâlar, malî ve bedenî ibadetler, mülk ve azamet Allah’a mahsustur. Ey şanı yüce Nebi! Selâm sana. Allah’ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.” diyoruz.

80