Bu açıdan, misvak kullanmanız, misvağınız yoksa parmaklarınızı dişlerinize sürüp onları sıvazlamanız (sivak), abdest sırasında genzinize su çekmeniz… gibi şeyleri bile Efendimiz yaptığı için yapmanız bunlara bir şuur katma mânâsına gelir. “Yâ Resûlallah, bunu Sen yaptın ya, ben de onun için yapıyorum. Abdest dualarının Sana ait olup olmadığını bilmiyorum ama madem İbn Hümam onları Sana isnat ediyor ve ‘Bunlar abdestte okunsun!’ diyor, bunları Sen abdest alırken söylediğin için ben de söylüyorum. Abdestten sonra bir yudum su içtiğin için ben de içiyorum…” bütün bunlar hep O’nu duymaya çalışma, hayatın her safhasını O’nun hayatı ve atmosferiyle bütünleştirme ve O’nun yaptığı şeyleri paylaşma cehd u gayretidir.
Siz O’nun sevgisi, hoşnutluğu ve şefaati arkasında bu kadar koşarsanız, o Rahmet Peygamberi de mutlaka geri dönüp size teveccüh buyuracak ve elinizden tutacaktır. Alvar İmamı’nın ifadeleriyle sorayım:
Evet, “Sen gönülden bir kerecik ‘Yâ Resûlallah!’ deyiversen, O “Ümmetim!..” deyip imdadına koşmaz mı?” Kaldı ki, yine Üstadımızın dediği, bazı sadık kâşiflerin ifade ettiği ve bir kısım kitaplarda da geçtiği gibi, mahşerde “Ümmetî, ümmetî!” diyecek olan Şefkatli Nebi, doğduğu zaman da “Ümmetî, ümmetî!” demişti.9 Allah, Onu çok özel bir mahiyette yaratmış ve gönlünü insanlığın kurtuluşuna bağlamıştı. Diğer peygamberlerin şefkati onun şefkatinin yanında deryada katre kalırdı. Öyleyse, siz bir kerecik “Habibî” deseniz, o da mutlaka “Ümmetî!” diye çağrınıza icabet edecektir.
Dipnotlar
- 9 Buhârî, tefsîru sûre (2) 1, tevhid 36; Müslim, îmân 322, 326, 327.