Burada kastettiğim şey, mânâ mülâhazası da değildir; yani, söylediğimiz, okuduğumuz şeylerin mânâsını bilme ve düşünme mülâhazası değildir. Esas olan, Allah karşısında bulunma şuuru, Hazreti Resûlullah’a seslenme ve O’nun cevabî sesini hissediyor gibi olma duygusudur; görüyor ve görülüyor olma esprisine bağlı kalmadır. İbadeti bütünüyle bu his, ihsas ve ihtisaslara bağlama ve gevşekliği affetmeme, esnemeyi ve gafleti affetmeme, kendi nefsine hesap sorma, “Burada bu gevşeklik ve gaflet olmaz a dostum; burası teyakkuzda olma yeri ve zamanıdır.” demedir. İşte siz bu incelikleri duyuyor ve hissediyorsanız, Allah Resûlü’yle gelen armağanları şuurunuzla derinleştiriyorsunuz demektir. Ne biliyorsunuz, sizin şuurunda olarak ve gönülden hissederek okuduğunuz bir ezan duası, söylediğiniz bir salât u selâm bir yönüyle Efendimiz’in oradaki makamının daha bir irtikasına, daha bir irtifasına, hatta şefaat dairesinin genişlemesine vesile oluyordur. Dolayısıyla, siz orada yine kendi kurtuluşunuz adına bir yatırım yapıyorsunuz, yine kâr sizin hesabınıza yazılıyor. Eğer Allah Resûlü’nün şefaat edeceği kimseler, burada kendisini O’na tanıtan, bir nevi adres bırakan, salât u selâm referanslarıyla O’na müracaat eden kimselerse, O’na karşı ifade ettiğiniz her vefa sözünüzle yine kendi hesabınıza yatırım yapıyorsunuz demektir.