Arş’ı Titreten Çığlıklar
Soru: Hakiki rahat ve huzurun imanda olduğu, dünya ve ahiret saadetinin ancak onunla elde edilebileceği hususunda kanaatimiz tam olsa da hata, kusur ve günahlarımızı düşününce ve hele sohbetlerde misallerini dinlediğimiz selef-i salihînin hayatıyla bizimkini karşılaştırınca neredeyse yeise düşecek gibi oluyoruz. İmanın vaad ettiği huzuru bazen kısa bir süreliğine hissetsek de sıkıntı, bunalım ve hafakanlar yakamızı bir türlü bırakmıyor. Kalbimizde, iman ile beraber bir sürü endişe ve korkunun da bulunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap: Biz, Cenâb-ı Hakk’ı tanımamız, O’nu tasdik etmemiz ve imanımız sayesinde, bu dünyayı bir zikirhâne, bir eğitim alanı ve bir imtihan meydanı gibi görürüz. İrademizin yetersiz kaldığı noktada, Allah Teâlâ’nın sonsuz iradesine dayanır; üstesinden gelemeyeceğimiz konularda O’nun kudretine itimat ederiz. Dolayısıyla, kendi acizliğimize rağmen Hakk’ın kudretiyle güçlü olur; fakr u zaruret içinde bulunduğumuz anlarda bile O’nun servetiyle zenginleşiriz. Şu dünyadaki bütün doğumları askerlik vazifesine başlama, ölümleri de askerlikten terhis olma sayarız. Bundan dolayı da bizim nazarımızda kâinattaki herkes ve her şey birer vazifeli memurdur ve her ses birer zikir, tesbih ve şükür nağmesidir.