Bir insanın, ahiret hesabına korkması ve kendi akıbetinden endişe etmesi çok önemlidir. Çünkü bu endişe, onu Allah’a yönelmeye ve günahlara karşı tavır almaya sevkeder; gelecekte tehlikeli hallere maruz kalmaması için, teyakkuza geçmesini ve uyanık olmasını sağlar. Akıbetinden endişe etmeyen gafillerin halini, Kur’ân-ı Kerim şöyle anlatır: “Binasını, Allah’a karşı gelmekten sakınma ve O’nun rızasını kazanma temelleri üzerine kuran kimse mi hayırlıdır; yoksa yapısını, yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurarak onunla beraber Cehennem’e yuvarlanan mı? Allah zalimler gürûhuna hidâyet etmez, onları umduklarına eriştirmez.”6 Bu âyette geçen جُرُفٌ kelimesi, her an yıkılmaya hazır bir yar demektir. İşte ameline güvenen ve akıbetinden endişe etmeyen insanların imanı –şayet varsa– tıpkı sel sularının dere kenarında biriktirdiği toprak üzerine yapılan ev gibidir ve onun yıkılması an meselesidir.
Hak dostları “hayatta iken havf kapısını ardına kadar açık bırakmak ve ölüm zamanı da recâya yapışmak” gerektiğini söylerler. Mü’minler, Allah’tan, Kıyamet gününün dehşetinden, Cehennem azabından ömür boyu korkmalıdırlar. Fakat, bu korku onları pasifliğe, hareketsizliğe, ümitsizlik ve karamsarlığa itmemelidir. Aksine onları, korkunun sebeplerini ortadan kaldıracak tutum ve davranışlara yöneltmelidir.
Dipnotlar
- 6 Tevbe sûresi, 9/109.