İçeriğe geç
7. Bölüm

Ahh Dâvâm!

Soru: Dâvâ adamı olmanın ve mefkûre yörüngeli yaşamanın çerçevesi nedir?

Cevap: Kullana kullana kabullendiğimiz “mefkûre” kelimesi hedef, gâye, ideal ve gâye-i hayâl gibi mânâlara gelmektedir ve bazıları “mefkûre” yerine “ideal” ya da “gâye-i hayâl” demeyi tercih etmektedirler. Aslında bu kelimelerin hepsiyle de hemen hemen aynı mânâ ifade edilmekte; insanın, bir gâyeye bağlanması, bir dâvâya adanması, yüksek bir hedefe kilitlenmesi ve oturup kalkarken, yerken içerken bile o gâyeyi, o dâvâyı ve o hedefi düşünmesi nazara verilmektedir. Evet, dâvâ adamları ya da mefkûre insanları, bazen mefkûrelerine göre önemsiz işler yapsalar da, onları hep tâlî şeyler olarak görür, onlara ancak ihtiyaç nispetinde zaman ayırır ve ilk fırsatta tekrar asıl vazifelerine yönelirler. Meselâ, Enbiyâ-ı İzâm efendilerimiz tebliğ ve irşad vazifesini hayatlarının gâyesi bilmiş ve ömürlerini o gâyeye göre örgülemişlerdir. Şu kadar var ki; Peygamberlerin bağlandıkları dâvâya mefkûre, ideal ya da gâye-i hayal denemez. Onlarınki bir vazife ve sorumluluktur. Onların, bu vazifelerini herhangi bir çerçeve içine koymaları ve kendilerine göre değerlendirmeleri mümkün değildir. Çünkü o Allah’ın takdir ve tercihidir. O şahısları peygamber olarak seçme, onları vazifelerinin büyüklüğüne göre donanımlı olarak dünyaya gönderme ve onların kendilerini Hakk’a adamalarını temin etme gibi hususların hepsi Cenâb-ı Hak’tandır.

Nasıl Bir Gâye?

91