Mütecessis bir insan gibi davransak ve kendi hayatımızı dikkatle gözden geçirsek, biz de göreceğiz yarım adım yanlışa doğru gittiğimiz bir yerde O’nun tarafından iki adım geriye çekildiğimizi ve muhafaza edildiğimizi. Bir düşünelim, sefil insan yetiştiren bir dönemin ve sefalet hazırlayan bir ortamın çocukları olarak hepimiz sefalete sürüklenebilirdik. Fakat, birdenbire kendimizi sıcacık bir iklimde, aydınlık bir atmosferde bulduk. Yüzlerce, binlerce insan yürüyüp gidiyor ve sel gibi bir uçuruma akıyordu fakat, bizim için âdeta bir köprü kuruldu, önümüze bir kapı açıldı; bize “gelin içeriye” dendi. Binlerce insanın boğulduğu nehirleri belki de ayağımız bile ıslanmadan geçtik; geçtik ve davet edildiğimiz o saadet iklimine girdik. Belki bulunduğumuz yerin ve konumumuzun hakkını tam veremedik belki O’na yakınlığın gerektirdiği tavra giremedik ve gönlümüzü tam ortaya koyamadık; ama her şeye rağmen, bütün bütün kaybedenlerden ve o dalâlet denizinin yuttuklarından da olmadık. –Allah’a kâinatın zerreleri adedince hamd ü senâ olsun.– Biz belki sadece O’na kul olma isteğimizi ortaya koyduk; O da bize sahip çıktı ve küçücük isteğimize karşı şükründen aciz olduğumuz nimetlerle mukabelede bulundu.
“Dâvâm, Dâvâm!”