Cenâb-ı Hakk’ın isminin yanında Efendimiz’in de adının bulunmasıyla alâkalı Endülüslü büyük âlim Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif’inde şunu nakleder: Hazreti Âdem, kendisine yasaklanan meyveden yedikten sonra Cenâb-ı Allah’a Efendimiz’i şefaatçi ederek yalvarmış; “Muhammed hürmetine beni affet!” demiştir. Allah Teâlâ’nın, “Sen Muhammed’i nereden biliyorsun?” sorusuna karşılık da, “Ben, Cennet’in kapısındaلَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِyazısını gördüm. İsmi, Senin ism-i şerifinin yanında anılan biri, Senin yanında en kıymetli olsa gerek!”3 şeklinde cevap vermiştir.
Bazı kitaplarda rivayet edildiğine göre, ezanı işiten kimse, birinci أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ denilince: صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ“Allah sana salât etsin, ey Allah’ın Peygamberi!” der. İkinci defa, أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ denilirken de قَرَّتْ عَيْنِي بِكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ“Gözüm seninle aydın oldu/olsun, ey Allah’ın peygamberi!” der. Bunları söylerken de, baş parmaklarının uçlarını öperek gözlerine sürer ki, bunun müstahab olduğu ifade edilir. “Gözüm seninle aydın oldu”, ne güzel bir söz. Hani, Türkçemizde “göz aydınlığı” tabirini kullanırız; çocuğu doğana, oğlu askerden gelene, evladını evlendirene… hep “gözünüz aydın olsun” deriz ya!. İşte قَرَّتْ عَيْنِي بِكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ sözünün karşılığıda aynı mânâdır. Yani, onun nam-ı celilinin her ilan edilişinde âdeta yeni bir viladete, yeni bir vuslata ve bambaşka bir şeb-i arûsa şahit oluyor gibi “Yâ Resûlullah, Seninle gözümüz aydın oldu.” deriz: Sen geldin her şey karanlıktan kurtuldu, her varlık ışığa gark oldu. Sen geldin, gözlerimizin içi aydınlandı, kalbimiz aydınlandı, dünya aydınlandı, ukbaya giden yollar aydınlandı. Sen geldin, yürüdüğümüz yollar nurlandı, adımımızı atacağımız, ayağımızı basacağımız yerler aydınlandı.
Dipnotlar
- 3 Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/313-314; Kadı Iyâz, eş-Şifâ 1/173-174.