İçeriğe geç

İşte böyle bir zatın ümmetine küsmesi ve darılması söz konusu olamaz. O’nun kendi hakları açısından hiç kimseye küsüp darılmayacağından emin olabilirsiniz. Fakat, Allah Resûlü’ne karşı yapılan bazı hatalar ve cinayetler vardır ki, doğrudan doğruya O’na karşı yapılmış olsa da, belki umumun hukukuna bir tecavüz ya da hukukullah adına bir saygısızlık sayılır. Dolayısıyla, –Efendimiz’e karşı saygım çerçevesinde herhangi bir şeyin O’nu aştığını söylemek istemesem de, dîk-i elfazdan (lafızların darlığı ve ifade eksikliğinden) dolayı mecbur kalarak demeliyim ki– o türlü meselelerde affetmek ve bağışlamak O’nu da aşar. Siz kalkıp deseniz ki, “Ben şu kötülük yapanı da bağışladım, bu kötülük yapanı da affettim…” Fakat, yapılan o kötülükler içinde, Kur’ân’a hakaret yer alıyorsa, Efendimiz’e saygısızlık bulunuyorsa, dine-diyanete karşı bir tecavüz söz konusu ise, bir asırdan beri insanlığın hayrına ortaya konan bir hizmet çizgisine ve o eşiğe baş koyan insanların sa’yine ihanet varsa, bunlar öyle büyük cinayetlerdir ki, bu konuda affetme ve bağışlama hakkı hiç kimseye verilmemiştir. O cinayetleri işleyenler, Kâbe’yi tavaf etmiş ve beş vakit namazlarını aksatmamış olsalar bile, yaptıkları kötülüklerin hesabını ötede mutlaka verecek ve cezalarını çekeceklerdir. Hatta siz onları affedip her gün dualarınızda yâd etseniz de, onlar bu hesaptan ve cezadan kurtulamayacaklardır.

426